“GELECEĞİN EĞİTİMİ”
Eğitim konusunda yazan, konuşan, fikir beyan eden çok sayıda insanımız var. Bunlardan bir kısmı fiilen eğitimin içindeyken büyük çoğunluğu eğitimin dışında, farklı meslekler icra etmektedirler. Her gün eğitim ile uğraşan, asıl mesleği eğitimcilik olan, eğitimin meselelerini en ince ayrıntılarına kadar yaşayarak gören eğitimcilerin, eğitim konusunda daha sessiz olduklarını üzülerek müşahede etmekteyim. Özellikle hukukçuların, hekimlerin, akademik camianın Eğitim konusunda daha fazla konuştuklarını, yazdıklarını görüyoruz.
Akademisyenlerin eğitim ile ilgili eleştirileri, önerileri bazen teoride kalırken, bazen de uygulamaya konulmaktadır. Üniversite de hoca olmak akademisyenlere geniş bir konuşma ve yazma özgürlüğü tanırken, öğretmenler ve eğitim yöneticileri bu konuda daha kısıtlı görmektedirler kendilerini. Akademisyenler de eğitimin içerisindedirler ancak onlar yüksek öğretim seviyesinde olduklarından özellikle temel eğitim ve orta öğretim alanından uzaktırlar. Eğitim fakültelerinden mezun öğretmenler okul öncesi, temel eğitim, orta öğretim düzeyinde eğitimin içerisindedirler.
Yüksek öğretim ile temel ve orta öğretim arasında sağlam bağlar yoktur. Üniversiteler, MEB na bağlı temel ve orta öğretim kurumlarının yönetiminden, işleyişinden çok ciddi bir şekilde ayrışmaktadır. Üniversitelerin okullardan kopuk oluşu trenin farklı kompartımanları gibidirler adeta. Temel ve Orta öğretim okullarını trenin arka vagonları gibi düşünürsek ön vagonları üniversitelerdir. Sonuçta tren aynı yükü taşımaktadır, ama vagonlar arasında iletişim çok zayıftır.
Eğitimden memnun olmayan birçok meslek erbabı kendi perspektifinden eğitim hakkında eleştiriler ve çözüm önerileri getirmektedirler. Özellikle hukukçuların ve hekimlerin bu konuda daha aktif olduklarını görmekteyim.
Mevcut eğitim sistemimize Yapılan eleştirilerin bir kısmı şöyle:
“Milli eğitimimiz milli olmaktan uzak”
“Eğitim programlarımızı belirlemede bizim insanımız etkili değil, kim olduğu belli olmayan kişiler eğitimimizi yönlendiriyor.”
“Eğitim sistemimizi, Fulbright Eğitim Komisyonu belirliyor, bundan kurtulmalıyız”
“Eğitim sistemimiz seküler bir yön belirlemiş, halbuki biz Müslümanız, kendi değerlerimize uygun, dinimizi öğreten bir eğitim sistemi kurmalıyız.”
“ Bu eğitim sistemi ile hiçbir yere gidilmez, komple çöpe atmalıyız, yeniden yerli ve milli bir sistem kurmalıyız”
Bazılarının eleştirileri ise şöyle:
“Eğitim dinileştiriliyor, her öğrenciye zorla bir dini bakış açısı kazandırılmaya çalışılıyor, dini özgürlük bireylere bırakılsın”
“ Eğitim de Atatürkçü çizgi terk ediliyor, bu kabul edilemez”
“ Laik eğitim esas olmalı, din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri zorunlu olmamalı”
“Ders kitaplarından evrim konusu çıkarılmasın, evrim bilimseldir, insanın çamurdan yaratılışı dogmatiktir”
“Okul müdürlüğü sınavlarında Atatürkçülük ile ilgili soru sorulmaması yanlıştır, her okul müdürü Atatürkçü olmalıdır” ( bu konu mahkemeye intikal etmiş, mahkeme de bu yönde karar vermiştir)
Yapılan bu eleştirilerin ideolojik bakış açısı ile yapıldığı, eleştiri yapanların inanç yapısı ile bağlantılı olduğu hemen görülmektedir.
Cumhuriyete geçiş ile eğitim sistemimizin yönünün batı olduğu, müfredatın Seküler bir bakış açısı ile hazırlandığı bilinen bir gerçektir. Yönetim şeklinin hanedanlığa dayandığı Devleti Aliyye döneminde eğitim sistemimiz tek tip değildi. Eğitim sitemi medrese eğitimine dayanır, ağırlıklı olarak dini ilimler öğretilmekle birlikte fen, matematik, edebiyat gibi derslerde öğretilirdi.
Eğitim ülke geneline yaygınlaştırılmış olmayıp, büyük şehirlerde, özellikle İstanbul, Bursa, Kayseri, Konya gibi şehirlerde önemli medreseler bulunmaktaydı.
Osmanlı devleti özellikle 2. Mahmut’tan sonra hızla Tıbbiye, Harbiye, Mülkiye, Mühendis Mektebi, Hukuk Mektebi, Baytar Mektebi gibi okullar ile ilk, orta ve lise eğitimi veren okullar açmaya başlamış, yurt dışına eğitim görmek üzere öğrenci gönderilmiştir.
Cumhuriyet ile birlikte medreseler kapatılmış, tevhidi tedrisat kanunu çıkarılmış, eğitimin ülke sathına yaygınlaştırılması hedeflenmiştir. Nüfusun çoğunluğunun köylerde yaşadığı cumhuriyetin ilk 50 yılında hızlı bir şekilde köy okulları açılmıştır. Özellikle Anadolu köylerindeki okulların yapılma tarihleri 1940-1960 arasıdır.
Köyden kente göç ile 1985 yılından sonra şehir nüfusu köy nüfusunu geçmiş, 2021 yılı sonu itibarı ile tüm nüfusun %93,2 si ilçe ve il merkezlerinde yaşarken %6,8 i köylerde kalmıştır.
Çağımızın bilgi çağı olması, tüm dünya da eğitimin bilgiyi ürettiği, bilginin de güç olduğu gerçeği bizimde eğitime verdiğimiz önemin ve değerin artmasına vesile olmuştur.
Nüfusun hızla şehirlerde toplanması nitelikli eğitim talebini artırmış, devletimiz de bu talebe uygun olarak okul sayısını artırmış, zorunlu eğitimi önce 5 yıl, sonra 8 yıl, en son olarak ta 12 yıla çıkarmıştır.
Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması ile her aile uzun yıllar eğitim ile içli dışlı olmuş, veliler okullar ile daha fazla irtibat kurmuştur. Çocuğu 5 yaşında ana okuluna başlayan bir velinin 18 yaşına kadar bir ayağı okulda olmakta, 2.3. çocuğu ile bu aralık 15-20 yılı bulmaktadır.
Okul ile daha çok iletişim kuran velilerin okula, eğitim sistemine eleştirileri de artmıştır.
PİSA, TİMSS gibi sınavlar ile farklı ülkelerin öğrencileri aynı sorular ile aynı yaş gruplarında ortak sınavlar yapılmaya başlanmış, alınan puanlar ile başarı sıralamaları yayınlanmaya başlamıştır.
Açıklanan sonuçlar üzerinden olumlu, olumsuz eleştiriler yapılmakta, çeşitli öneri ve teklifler havada uçuşmaktadır.
Eğitimin akademik yönü yanında davranış boyutunda da bireye kazandırdıkları sürekli sorgulanmakta, kimilerince olumlu, kimilerince olumsuz yönleri ön plana çıkarılarak okula, eğitim sistemine eleştiriler getirilmektedir.
Eğitimle ile ilgili eleştiri ve önerileri farklı bir açıdan ele alan Prof. Yunus ÇENGEL hocanın kitabını yazının başlığı yaptım. Bu konuda somut, dünya çapında uygulamaları kendi değerlerimizle buluşturan Yunus Hocanın kitabını tüm eğitimcilerin tanıması gerektiğine inanıyorum.
Prof. Yunus ÇENGEL tarafından yazılan “GELECEĞİN EĞİTİMİ” kitabı Lejant yayınları tarafından 2021 haziran ayında basılmış.
Kendisi uzun yıllar ABD Nevada üniversitesinde hocalık yapmış, Eğitim konusunda çok sayıda makalesi bulunan Yunus hocanın ““GELECEĞİN EĞİTİMİ” kitabı yukarıda farklı inanç gruplarının yaptığı eleştiriler dışında farklı bir bakış açısı ve öneri sunuyor.
Zaman zaman Dünya eğitim sistemlerinin ülkemiz eğitim sistemi ile mukayesesi yapılırken, kabul görmüş evrensel uygulamaların aslında bizim inanç yapımızla da ne kadar uyumlu olduğu gözler önüne seriliyor.
Yukarıda dile getirdiğimiz eğitim sistemine getirilen eleştirileri yapanlar somut tekliflerde oldukça zorlanmaktadırlar. Yunus Çengel hoca bu hususta net önerilerde bulunuyor, yapılan önerilerinde uygulanabilir olduğu, hemen her inanç sahibinin de itiraz edemeyeceği ilkeler olduğu görülüyor.
“Eğitimde değişim ihtiyacı” diye söze başlayan yunus hoca şunlardan bahsediyor:
- Eğitimde reformlar planlanırken öncelikli olarak yapılması gereken şey, içinde kendimizin ve çocuklarımızın yaşamak istediği bir toplum vizyonu ile uyumlu ve bağlantılı bir eğitim vizyonu ortaya koymaktır. Bu vizyon, bütüncül bir yaklaşımla neyi, niçin ve nasıl yapacağımıza ışık tutacak ve temel referans oluşturmalıdır.
- Bilişim ve iletişim teknolojilerinin hızlı gelişimi ve yaygınlaşması sonucu dünyada yaşanan hızlı ve sürekli değişim, eğitimde de, alışılagelmiş düşünce kalıplarının dışına çıkıp hızlı değişimi gerekli kılmaktadır. Dünün yaklaşımlarıyla yarının zorluklarını başarıyla aşmak mümkün değildir
- Okullarda eğitim, bugün hala büyük ölçüde önceden belirlenmiş bilgi kalıplarının öğrencilere aktarılmasına dayanmaktadır. Bilgiyi yorumlama, içselleştirme, gerçek hayatta yeni durumlara uygulama ile enine ve geçişken genel beceriler ve davranışlar geliştirme ise geri plana itilmektedir.
- Bilim, teknoloji ve beyin gücü, içinde bulunduğumuz bilgi çağında bireysel ve toplumsal gelişmişlik, refah, güç ve prestijin kaynağı ve itici gücü haline gelmiştir. Baş 4 döndürücü bir hızla değişen dünyamızda ülkeler için en büyük zenginlik, sahip olunan doğal kaynaklar değil, 21. yüzyıl becerileri ile donanmış iyi eğitimli insan kaynağıdır. Yeni bilgi üreten yaratıcı beyinler için cazibe merkezi olanlar ve bilgiye hükmedenler, hiç şüphesiz geleceğe de hükmedecekler ve geleceğin dünyasını şekillendireceklerdir. Bu durum, global yarışta ön saflarda yer alabilmek ve rekabetçi konumu sürdürebilmek için, zamanın gerekleri ve gerçeklikleri ile uyumlu bir eğitim sisteminin hayati önemini göstermektedir.
- Birçok araştırma, Türkiye’de eğitimin genel itibariyle gerçek dünyadan kopuk olduğunu ve bireyleri gerçek hayata hazırlamakta yetersiz kaldığını göstermektedir. Sınıf ortamının gerçek yaşam koşullarını yansıtmaktan uzak oluşu ve öğrencinin derslere ilgisizliği, birçok uluslararası rapora da yansımaktadır.
Eğitimde yeni paradigma:
Eğitimde yeni paradigma, evrensel olarak gerçek hayatta karşılığı olan ve talep gören faydalı beceriler paketi olarak görülen ve ’21. yüzyıl becerileri’ olarak adlandırılan becerilerin bireylere kazandırılmasıdır.
21.yüzyıl becerileri:
1. Anadilde iletişim, sözlü ve yazılı ifade (dinleme, konuşma, okuma, yazma) ve etkileşim, topluluğa hitap etme ve sunum yapabilme,
2. Yabancı dillerde iletişim,
3. Matematiksel yetkinlik ve fen ve teknolojide temel yetkinlikler,
4. Eleştirel düşünme, sorgulama, problem çözme, akıl yürütme, analiz etme ve sentezleme, yorumlama,
5. Bilişim ve iletişim teknolojileri okuryazarlığı, medya ve internet okuryazarlığı, veri tutma analiz etme ve yorumlama, programlama,
6. Öğrenmeyi öğrenme, araştırma yapabilme,
7. Medeni, etik ve sosyal adalet okuryazarlığı,
8. Girişkenlik/girişimcilik, inisiyatif kullanma, karar verebilme,
9. Kültürel farkındalık, yaratıcılık, estetik, merak, hayal gücü, inovasyon, kendini ifade edebilme,
10. Liderlik, ekip çalışması, birlikte çalışma, sebat, disiplin, iş birliği yapma, uyumluluk
11. Zaman yönetimi ve planlama,
12. Küresel farkındalık, insanilik, çok kültürlülük okuryazarlığı,
13. Bilimsellik okuryazarlığı, muhakeme yetkinliği, bilimsel metot,
14. Ekonomi ve finans okuryazarlığı, para yönetimi,
15. Çevre ve koruma okuryazarlığı, ekosistem anlayışı,
16. Beslenme, sportif faaliyetler, halk sağlığı ve güvenliği dâhil sağlık ve dinçlik okuryazarlığı.
Başarılı eğitim sistemlerinin temel unsurları:
• Birey merkezlilik: Çağdaş eğitim sistemlerinin merkezinde sistem veya devlet değil, birey vardır. Sistemin temel felsefesi, esnek bir yaklaşımla her bireye yetenekleri ve eğilimleri doğrultusunda en iyi eğitimi sunmak ve kişinin olabileceğinin en iyisi olması için ona destek olmaktır. İdeolojik dayatmalara yer verilmez ve her bireyin kendi dünya görüşünü kendisinin oluşturması beklenir. Gerçek anlamda birey efendi, sistem ise tüm unsurlarıyla hizmetçidir.
• Evrensellik: Öğrencilere yerel ezberlere dayalı dogmatik doğrular sepeti değil, değişim ve gelişime açık evrensel değerler sunulur. Öğrencilerin kişisel hak ve özgürlüklere saygılı dünya vatandaşı olması hedeflenir.
• Ademi merkeziyetçilik: Eğitim sistemlerde genellikle ortak bir ulusal omurga olmasına rağmen, eğitim ulusal değil yerel bir olgu olarak görülür. O yüzden aynı ülke içinde eğitimde bölgeden bölgeye ve hatta okuldan okula farklılıklar yaygındır. Birçok ülkede müfredatlar dahil tüm kararlar merkezi olarak değil, yerel olarak belirlenir. Merkezî hükümetin rolü, yerel birimlere destek olmak ve onlara hizmet vermektir.
• Esneklik: Yerel talep ve ihtiyaçlara bağlı olarak farklı okullarda farklı müfredatlar olabilir. Bazı okullar STEM gibi bilim ve teknoloji ağırlıklı programlara ağırlık verirken, diğer okullar daha geleneksel programlar uygulayabilir. Ortak bir omurga müfredat dışında, her öğrenci ilgi duyduğu dersleri seçerek kendine uygun bir eğitim programı oluşturabilir. Hatta bazı öğrenciler akademik derslere ağırlık verirken, bazıları da okul içi veya dışında sunulan meslek derslerine yönelir ve genel liseden bir meslek sahibi olarak mezun olur.
• Demokratlık ve özgürlük: Okullarda serbestlik ve karşılıklı saygı esastır. Saygı gören öğrenci, saygı göstermeyi öğrenir. Hayal gücü, yaratıcılık ve girişimcilik gibi bilgi çağının önde gelen nitelikleri, ancak demokrasinin en üst düzeyde olduğu ortamlarda gelişir. Ne kadar saçma ve kurulu düzene aykırı olursa olsun, tüm fikirler saygındır. Böylelikle hür düşünce önündeki tüm engeller kaldırılır ve fikirlerden korkmanın önü kesilir. Eğitimin nasıl olacağında bölge halkının iradesi esastır ve paydaşların görüşlerine önem verilir. Okulların kendi bütçeleri olması ve harcamalarına kendilerinin karar vermesi yaygındır. Yetki ve sorumluluk birlikte gelir.
• Rasyonellik (Değerlendirme ve sürekli iyileştirme): Eğitimin çıktıları dinamik bir yapı içinde düzenli olarak değerlendirilir ve bilimsel verilere ve analizlere dayalı olarak gerekli değişiklikler yapılır.
• Etkinlik ve verimlilik: Eğitimin her aşamasında hedeflenen çıktılar toplumun beklentileri doğrultusunda belirlenir. Sonra da girdiler değil, çıktılar değerlendirilir ve sistemin etkinliği belirlenir. Örneğin bir yabancı dili öğrenmede öğrencinin haftada kaç saat yabancı dil dersi alındığına bakılmaz; öğrencilerin yıl sonunda yabancı dil bilgi ve becerisinin hangi seviyeye geldiğine bakılır. Verimliliğin gereği olarak da eğitim için kullanılan birim kaynak başına en yüksek kazanım elde edilmeye çalışılır. Yani özel şirketlerde olduğu gibi, birim maliyet başına en fazla ürün almak amaçlanır.
• Nitelikli eğitime erişimde eşitlik: Ücretsiz ve nitelikli ilk ve ortaöğretim, ülkedeki tüm çocuklar için temel bir hak olarak görülür. Sistem elittik ve seçkinci değildir ve okullar arasında kalite veya nitelik farklılığı olmamasına dikkat edilir. En fazla kaynak, en dezavantajlı okullara aktarılır ve tüm okulların en nitelikli duruma getirilmesine özen gösterilir. Böyle olunca da her öğrencinin, kendi mahallesindeki en yakın ilkokul, ortaokul ve liseye gitmesi gayet olağan karşılanır. Mahalleli de çocuklarının ikinci evi olacak olan okullarını sahiplenir ve her türlü desteği verir.
• Dinamiklik: Eğitim, sistem değişime son derece açıktır. Böylece değişen dünya şartlarına uyum sağlamaya ve gerçek dünyadan kopmamaya çalışılır.
• Rasyonellik: Eğitim sistemleri ideolojileri ve dogmaları değil, akıl ve bilimi temel referans alır. Eğitim rasyonel bir zemine oturtulur ve her aşamada ne yapıldığı, niçin yapıldığı, ne hedeflendiği ve hedeflere ne ölçüde ulaşıldığı sorgulanır ve çıktılar ölçülür. Kararlar, her seviyede ilgili kişi ve kurumların istişarelerine dayalı olarak alınır.
• Hesap verebilirlik: Her öğretmen sınıfındaki öğrencilerinin gelişiminden, her müdür okulunun karnesinden, her il eğitim müdür da il okullarının performansından sorumludur. Performans hedeflerini gerçekleştiremeyenler başarısız addedilir ve gereği yapılır. Ancak bu sorumlulukla birlikte kendi öğretmeninin alınmasında söz sahibi olma ve makul bir bütçeden harcamalarını kendi yapma yetkileri de gelir. • Çıktı odaklılık ve faydacılık: Verilen her dersin ve yapılan her etkinliğin öğrenciye ne faydası olduğu, ona ne tür beceriler kazandırdığı ve öğrenciyi gerçek dünyaya nasıl hazırladığı sorgulanır. Yani eğitim ağacı, verdiği meyvelere göre değerlendirilir.
• Güven: Öğrenciye, öğretmene, okul müdürüne ve eğitimle ilgili tüm birimlere güven esastır. Aksini gerektiren bir sebep olmadığı sürece kişilere güvenilir. Bu yaklaşım ile temel bir evrensel değer olan ve verimliliği getiren ‘güven’ öğretilmiş olur. Sistemin en değerli unsurları öğretmenlerdir ve öğretmenlere tam akademik özgürlük verilir. Böylelikle öğretmenler aynı sistem içinde öğrencilerin durumuna göre dersin içeriğinde uyarlamalar yapabilir ve yeni yöntemler deneyebilir. • Sorgulama ve eleştirel bakış açısı: Eğitim sistemi, öğrencinin yaratıcılığını teşvik edip geliştirmeye, eleştirel düşünmeye, sorgulamaya ve çok şey öğretmekten ziyade öğrenilen bilgiyi kullanıp özdeşleştirmeye dayanır. Yaratıcılığı öldürüp öğrencileri robotlaştıran ezberciliğe ve sınavlara hazırlanmaya dayalı modası geçmiş yaklaşımdan uzaklaşılmaktadır.
• Sınav başarısı yerine kazanım ve beceri odaklılık: Sistemin amacı, bir kademeden bir üst kademeye geçişte öğrencileri sıralamak ve elemek değil, her öğrenciyi kabiliyetine ve ilgisine göre geçerli bilgi ve becerilerle donatmaktır. Sınavlarla ölçülemeyen ancak kişisel gelişimde büyük payı olan sosyal, sanatsal ve sportif becerilere akademik başarılar kadar önem verilir.
EĞİTİMDE YENİ PARADİGMANIN TEMEL İLKELERİ
İLKE 1 – Birey-merkezlilik
Her birey farklıdır, özeldir ve önemlidir. Bireyler arasındaki farklılıklar bir tehdit değil, potansiyel bir kaynak ve zenginliktir. Bireylerin doğuştan getirdikleri doğal yeteneklerinin önemi, ülkedeki petrol ve madenler gibi doğal kaynakların öneminden az değildir. Bireysel yetenekler dahil her türlü kaynak israfından kaçınmak aklın ve vicdanın gereğidir. Çağımızda en güçlü, en zengin ve en prestijli ülkeler, en zengin doğal kaynaklara sahip olanlar değil, en eğitimli ve donanımlı insan sermayesine sahip olanlardır. Sürdürülebilirliğin de en büyük teminatı, eğitimli ve 21. yüzyıl becerileri ile donanımlı insan envanteridir. Bireyselliğin ve bireysel hak ve özgürlüklerin ön plana çıktığı bu hürriyetler çağında, farklılıkların ve farklı tercihlerin tanınması ve saygı gösterilmesi, insanlığa ve zamana saygıdır.
İLKE 2 – Öğretmen-temellilik
Eğitimde en başarılı ülkelerin öne çıkan ortak özelliği, eğitim sistemini öğretmenler üzerine bina etmeleri ve zorlu bir süreç sonunda seçilen öğretmenlere de öğretim alanında tam bir otonomi ve hareket serbestliği vermeleridir. Sistem, çocukların kişisel ve akademik gelişiminde kilit rol oynayan öğretmenleri, adaylar arasından öğretmen yetkinlikleri açısından en donanımlı olanlarını seçerek belirler. Eğitim sisteminin öğrenci ve velilere dönük yüzü öğretmenlerdir ve bir eğitim sisteminin kalitesi, öğretmenlerin kalitesi ile sınırlıdır. Çünkü kurgulanan sistemin sahadaki gerçekleştiricileri öğretmenlerdir.
Geleneksel aktif konumdaki ‘bilen ve konuşan öğretmen’ ile pasif konumdaki ‘bilmeyen ve dinleyen öğrenci’ modeli, artık yerini ‘kendisi kendi hızında sorgulayarak, gözlemleyerek, araştırarak, karşılaştırarak, deneyerek ve deneyimleyerek öğrenen aktif öğrenci’ ile ‘destek olan, rehberlik eden ve yol gösteren bilge öğretmen’ modeline bırakmaktadır. Bilgi kaynaklarının artması ve bilgiye ulaşmanın kolaylaşması ile bu daha da hızlanarak böyle olmaktadır.
Öğretmen, artık sınıftaki bilgili tek kişi değildir ve teknolojiyi öğretmenlerinden iyi kullanan öğrenciler, ilgi duydukları bir konuda daha güncel ve daha fazla bilgi sahibi olabilmektedirler.
İyi bir öğretmen, öğrencilerini sadece öğrenmenin değil aynı zamanda öğretmenin de aktif bir parçası yapar. Ve öğrencilerin birbirlerinden öğrendikleri ve birbirlerinin bilgisini değerlendirip kritik ettikleri demokratik ve katılımcı bir ortam oluşturur
öğretmenlik bir sanattır. ‘Öğretme Sanatı’ başlıklı çok sayıda kitap da yazılmıştır. En iyi öğretmen, hafızasına en fazla bilgiyi yüklemiş olan değil, öğretme sanatını sınıf ortamında en iyi icra eden kişidir. O yüzden, test türü bir sınavla tiyatro oyuncusu, ressam veya müzisyen alımı ne kadar geçersiz ise, yazılı veya sözlü sınav becerisine dayanan bir sistemle öğretmen almak ve öğretmenlerin yükselmelerinde yine bu tür sınavları esas tutmak da o kadar geçersizdir ve gerçeklikten kopukluktur.
İLKE 3 – Evrensellik, Evrensel Değerler ve Dünya Vatandaşlığı
Sosyal varlıklar olan insanlar, ihtiyaçlarını karşılamak ve yaşam standartlarını yükseltmek için, toplum olarak birlikte yaşamaya ve işbirliği yapmaya muhtaçtır. Dün insanların çoğu tüm hayatlarını küçük bir köyde dünyanın geri kalanından habersiz olarak geçiriliyordu ve bu insanların dünyaları köyleri ile sınırlı idi. Ve her köyde farklı kurallar ve gelenekler oluşabiliyordu. Bugün ise bilişim ve iletişim teknolojilerinin gelişimi ve mobilitenin artmasıyla tüm dünya adeta bir köy haline geldi ve herkes ‘dünyalı’ oldu.
Toplumların uyum içinde birlikte yaşaması için ortak paydaları zaman zaman irdelenmeli ve gerekirse yeniden tanımlanmalıdır. Sağlam bir demokratik gelecek ve güçlü bir toplumsal yapı için karşılıklı saygı ve güven, hoşgörü, eşitlik, dayanışma, işbirliği, kanun ve kurallara itaat ve dürüstlük gibi insani değerler geliştirilmelidir. Sürdürülebilir bir gelecek için de sınırlı doğal kaynakların sorumluluk içinde kullanılması bilincinin yaygınlaştırılması ve gerekli davranış, bilgi ve becerilerin kazanılması gerekir. Öğrencilerin bununla ilgili değerleri özümsemesi için eğitimde gözlemleme, yansıma, araştırma ve deney yapmayı içeren deneyimsel öğrenmeye daha çok yer verilmelidir.
İLKE 4 – Esneklik, Basitlik ve Geçişgenlik
Eğitimde çağdaş yaklaşım, her öğretim kademesinde, 21. yüzyıl becerileri ile birlikte Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Teknoloji, Sosyal Bilimler, Sağlık, Sanat ve Spor gibi temel alanlarda asgari bilgi ve beceri kazanım seviyelerinin belirlenmesi, gerisinin öğrencinin tercihine bırakılmasıdır. Hatta bu listeye ekonomi, finans, işletme ve girişimcilik de eklenebilir. Öğretmenlerin de ders içeriğini sınıftaki öğrencilerin seviyelerine göre uyarlamada serbest olması gerekir. İçerikteki esnekliğe ek olarak, meslek lisesi ve genel lise gibi farklı okul türleri arasında da daha esnek bir yatay geçiş sistemine ihtiyaç vardır.
İLKE 5 – Beceri ve Kazanım Odaklılık
Kazanılan beceriler ancak eylemlerle görülebilir ve gözlemlenebilir. Günümüzde eğitimin etkinliğinin bir ölçüsü, öğrencilerin dağarcıklarındaki bilgideki artıştan çok davranışlarındaki değişimlerdir. Öğrencilerin yarın aile, iş ve toplum hayatlarında yapıcı ve aktif yurttaşlar olarak rol almalarını mümkün kılan şeyler, bugün edinilen iyi davranışlar, bağımsız çalışabilme alışkanlığı, eleştirel düşünme pratiği ve analitik beceriler gibi geçişken niteliklerdir. O yüzden aktif düşünme, aktif ifade ve hayatboyu öğrenmeye aktif hazırlığın önemi gittikçe artmaktadır. Hatta bir metni irdeleyebilme, bir konuya bütüncül biraçıdan bakabilme, verileri önceliklendirip sınıflandırabilme ve yorumlayabilme ve kendini sözlü ve yazılı olarak etkin ifade edebilme, genel bilgi edinmeden daha önemli hale gelmektedir.
Sorgulama, kişiler ve toplumlar için gelişme ve ilerlemenin motorudur. Daha iyisini yapmak, ancak eleştirel bakarak hayalen daha iyisini görmek ile mümkündür. O yüzden eleştirel düşünce, bilgiden daha önemlidir ve okullarda bir kültür haline gelmesi lazımdır. Ezbercilik denen şey ezberlemek değil sorgulamamaktır. Eleştirel bakamayanlar, tüm ezberleri bozan paradigma kaymalarını bile fark edemezler. Yenilik, hayal etmeyle başlar. Bugünün hayali, yarının gerçeğidir. O yüzden eğitimde hayal etmeyi teşvik etmek ve çocukların hayal etmesine zaman bırakmak önemlidir. Yaratıcı düşünme, olmayanı zihinde var etmektir ve günümüzde en çok aranan niteliklerden biridir. Halin gereklerini, zamanın gerçeklerini ve çağın yükselen değerlerini iyi okumak ve onların rüzgarını arkaya almak ancak sorgulama ve eleştirel düşünme ile mümkündür
İLKE 6 – Etkinlik, Verimlilik ve Çıktı odaklılık
Eğitimin niteliğini geliştirmek ve çıktılarının değerlendirilmesine yönelik bir referans oluşturmak için, eğitimin temel felsefesi ile uyumlu olarak, eğitimin her kademesi için ‘nasıl bir birey’ ve ‘nasıl bir mezun profili’ sorularına net cevaplar verilmelidir. Mezun profili belirlenirken de dünya gerçekleri dikkate alınmalı, öğrencilerin dünya toplumundaki yaşıtlarından bilgi ve beceri donanımı açısından geri kalmamasına dikkat edilmelidir.
Eğitim sistemimizin etkinlik ve verimlilik seviyesini gösteren en çarpıcı uygulama yabancı dil eğitimidir. Dünyada her halde yabancı dil öğrenimine bizim kadar fazla zaman ve kaynak ayırarak yabancı dili bizim kadar az öğrenen başka bir ülke yoktur. Bunun da sebebi, öğrencilerin yabancı dil öğrenme yerine sınavlara ve ders geçmeye odaklanması ve öğretmenlerin Bakanlığın dikte ettiği çerçevenin dışına çıkamamasıdır.
İLKE 7 – Ölçme, Değerlendirme ve Veriye Dayalı Politika Geliştirme
Somut verilere dayalı olarak ölçülüp değerlendirilemeyen şeyler iyileştirilemez. Eğitimde sürekli kalite gelişimi, sürekli ölçme ve değerlendirmeyi ve sonuçları eyleme dönüştürmeyi gerektirir. Dosyalanıp kaldırılan ve eyleme dönüşmeyen değerlendirmelerin fazla bir değeri yoktur. O yüzden ölçme ve değerlendirmeler, değişime açık olan ve işlevsel değişim mekanizmaları olan sistemler içinde bir anlam ifade eder.
Eğitim reformu çalışmalarında mezun profilini belirlemek, işin sadece bir kısmıdır. Belirlenen hedefe ulaşılması, iyi planlanması gereken oldukça karmaşık ve çok boyutlu bir süreci içerir. Öğretim programları içeriğinin 21. yüzyıl becerilerini kazandırmaya yönelik olması ve zaman içinde bu hedeflere ne ölçüde ulaşıldığının izlenmesi, strateji belirleyiciler için büyük önem taşımaktadır. Mevcut ulusal testler, öğrencilerin kazandığı beceriler konusunda bir bilgi vermemektedir. Bu yüzden eğitim sisteminin değişik kademelerinde öğrencilerin beceri kazanımı konusunda elimizde politika yapımcılara ışık tutacak bir veri yoktur.
İLKE 8 – Ademi merkeziyetçilik ve Katılımcı Demokrasi
Merkezi sistemler doğaları icabı hantal, ürkek, yavaş ve verimsizdir. Geçen yüzyıldan miras kalan bu zihniyetle yetişen öğrenciler, değişimlere ayak uydurmakta ve esneklik sağlamakta zorlanırlar. Dünyadaki en başarılı eğitim sistemlerinin önde gelen niteliklerinden biri ademi merkeziyetçilik yani yetkilerin yerele aktarılması, eğitimle ilgili birçok kararın merkezi olarak değil, yerel yetkililer tarafından yerinde verilmesidir.
Merkezi yönetimin her şeyi belirlediği durumlarda İl Milli Eğitim Müdürlükleri ve Okul Müdürlükleri sıradan bir memurluğa dönüşmekte ve yerelde oluşan problemlere çözüm üretememektedirler. Liderlik yapması beklenen yöneticiler, sekreterlik yapmak ve zamanlarını yazışmalarla geçirmek durumunda kalmaktadırlar. Örneğin Bakanlığın öğretim programlarının bir kısmını temel müfredat olarak belirlemesi ve böylelikle tüm öğrencilerin hedeflenen asgari bilgi ve becerilere sahip olmasını zorunlu tutması, gayet makuldür. Ancak öğretim programlarının geri kalan kısmı yerel ihtiyaçları dikkate alarak pekâlâ il ve okul seviyelerinde belirlenebilir.
İLKE 9 – Demokratiklik ve Bireysel Hak ve Özgürlüklere Saygı
İnsanlığın çocukluk safhasını geride bırakıp yetişkinlik devrini yaşadığı çağımızda, inançlar, ideolojiler ve doğrular bireyselleşmiştir ve bireylere aittir. Çağdaş bir devlet, vatandaşlarına yetişkin muamelesi yapıp saygı gösterir ve efendisine hizmet eden bir hizmetçi gibi onlara en iyi hizmeti verme yarışına girer. Bireylerin tercihlerine de saygı gösterir ve bu şekilde onları yüceltip serbestçe gelişmelerine katkı yapar. Demokratik toplumları diğerlerinden ayıran ve gıpta ettiren temel nitelik budur.
Anti demokratik bir devlet ise, ülke sakinlerine çocuk muamelesi yapar, kendini onlara vasi olarak atar ve onları terbiye etmeyi de kendine vazife bilir. Tek tipçiliğin kalıplaşmış şekli olan resmî ideolojilerin ve değişmez doğruların zamanı çoktangeçmiştir. İdeolojik dayatmalar beyinlere konan prangalardır ve bunun da sonucu düşünce özürlü ve müstemleke mantalitesinde özgüvenden yoksun cılız ve silik bireyler yetiştirmektir. Bir toplumun gelişmişliği, toplumu oluşturan bireylerin gelişmişliğinin bileşkesi olduğundan, az gelişmiş bireylerden oluşan bir toplumun az gelişmiş kalacağı açıktır
Okullar ideolojik formatlama ve bireylere evrensel değerler dışında değerler empoze etme yeri değildir.
Eğitimde zihinler ve dikkatler artık geçmişten geleceğe çevrilmeli ve gelecek ile ilgili hayaller kurulmalıdır. Manevî mirasyedilik olan parlak bir geçmiş ile övünüp durma ve toplumsal kibir olan diğer uluslara üstünlük taslama hamasiliği bırakılıp, parlak bir geleceği şekillendirecek ve dünyanın hayranlığını cezbedecek iş ve eserler ortaya koymaya yönelmelidir. Irkları, renkleri ve cinsiyetleri ne olursa olsun, tüm insanların genlerinin yüzde 99’undan fazlası ortaktır. Dolayısıyla, adeta bir insanlık organizmasının uzuvları ve hücreleri olan tüm uluslar ve kadın erkek tüm insanlar kardeştir ve eşittir. Üstünlük, sahip olunan meziyetler ve başarılan güzel işlerdedir. Geçmişin muhasebesi yerine de geleceği inşa etme planları yapılmalıdır. Keza, modası geçmiş ezberler terkedilip akıl, bilim ve tüm insanlığın ortak malı olan evrensel değerler rehber alınmalıdır. ‘Hakiki mürşit ilimdir’ sözü duvarlara değil zihinlere nakşedilmeli ve uygulamalarda görülmelidir.
İLKE 10 – Nitelikli Eğitime Erişimde Eşitlik
Eğitim sistemi, çocukların nerede ve hangi okula gittiğine bakılmaksızın, her çocuğun yeteneklerini olabildiğince geliştirebilmesi için fırsat sunmalıdır. Okullar, bir ülkede yaşayan tüm çocukların öğrenmeye eşit şartlarda erişebildiği, ayrımcılığın (akademik başarıya dayalı ayrımcılık da dahil), aşağılamanın, tacizin ve şiddetin hiçbir türünün tolere edilmediği ve öğrencilerin öğrenmede sorumluluk üstlendiği demokratik mekanlar olarak öne çıkmalıdır. Okullarda öğrenciler arasındaki farklılığı zenginlik olarak görme ve farklılığa saygı gösterme kültürü oluşmalı, cinsiyet veya azınlık ayrımcılığı ile yabancı düşmanlığı gibi olumsuz davranışlara asla fırsat verilmemelidir





