İNSAN KALİTEMİZ
Kullanmak üzere aldığımız eşyaların kalitesini anlamak için üzerinde TSE belgesi olup olmadığını kontrol ederiz. Kamu kurum ve kuruluşları ihale ile mal alımı yaptıklarında teknik şartnameye TSE belgesi veya İSO 9001, 9002 belgesi gibi belgeli mal olması şartını koyarlar. Bu tür belgeye sahip eşyaların kaliteli olduğuna kanaat getirilir. Her türlü eşya, gıda üreticisi sattığı malın kalitesini ispat etmek için bu belgeleri almak üzere kalite standardı belirleme yetkisine sahip kuruluşlara başvurup ürettiği mamül mala kalite belgesi almak isterler. Kalite belirleme kuruluşları daha önceden standartları belirlenmiş kıstaslara göre mamül malın kontrolünü yapar, kalite belgesi verir, kıstaslara uygun olmayan mamül mala ise bu belgeyi alamaz.
Acaba insanlara da TSE kalite belgesi benzeri bir belge vermek mümkün olsaydı belge almaya hak kazanan kaç kişi olurdu? Soruyu biraz daha somutlaştırırsak içinde yaşadığınız insanların kalitesine genel bir not verseniz notunuz ne olurdu? Bir gün rehberlik ve psikolojik danışmanlık branşında çalışan bir öğretmene bu soruyu sordum, aldığım cevap 100 üzerinden 5 oldu. Neden? diye sordum. Dedi ki “branşım gereği sürekli insan dinliyorum bende oluşan kanaat bu oldu”.
İnsan kalitesi en yakındığımız konuların başında geliyor. İnsanlarımıza güvenimiz çok zayıf, insan sevgimiz göstermelik. Yapmacık davranışlar suni insanlar ortaya çıkarıyor. Eskiden insanların namerdine ikiyüzlü diyorlardı, şimdi ikiyüzlü çok normal hale geldi. İkiyüzlü hiç olmazsa bir doğru-bir yanlış yapar. Ama günümüzde öyle insan tipleri var ki bunlara POLİ( çok) yüzlü demek gerekir herhalde
Konuşurken ağzından bal damlayan insanların yaptıklarına bakıyorsunuz ağzınız açık kalıyor. Eğer konjüktür dinden uzak olmayı pirim yapar kılıyorsa din düşmanı olan, dindar olmak prim yapıyorsa ağzından ayet ve hadisleri düşürmeyenlere şahit olmayanımız yoktur herhalde. Bu tür adamlara toplumda” uyanık, akıllı, işini bilen” sıfatları yakıştırılıyor. Gerçekten de sayıları oldukça bol olan bu adamlar bir şekilde her devrin vazgeçilmezleri oluyorlar.
Adalet, dürüstlük, merhamet, ideal, ahiret hesabı, Allah korkusu, kul hakkı, vatan sevgisi, hümanizm, acıma, ölüm v.s değerlerimiz var. Bu değerlerin toplumda zayıfladığı fark edilmiş olmalı ki MEB değerler eğitimi kavramını eğitimin gündemine getirdi.Her ay bir değer belirleniyor ve ona dikkat çekiliyor. Konuşmalara bakınca bir çok insanın bu konularda ne kadar da bilgi sahibi olduklarını da görüyoruz. Kur an-ı kerimden ayetler, Peygamber Efendimizden hadis-i şerifler okunuyor, batılı filozoflardan harika sözlerden oluşan örnekler konuşmaları süslüyor. Kiminle konuşsanız kul hakkı diyor, ama sadece kendine karşı başkalarının kul hakkına riayet etmediğini düşünüyor.Adalet diyor, ama kendi nefsine hizmet eden her şeyin adil olduğunu, aksinin adaletsizlik olduğunu ima ediyor. Dün yapılan yanlışları ah çekerek anlatıyor, kendi yaptıkları hatırlatılınca ama.., fakat.. diye söze başlayıp nefsini haklı göstermeye çalışıyor. Efendimiz H.Z Muhammed (S.A.V) bu sure beni kocattı buyurduğu hud suresinde Rabbimiz buyuruyor ki:
“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.”(Hud 112)
Dost doğru olmak çok zor olmasaydı Rahmet peygamberi Efendimiz bu kadar bu ayet-i kerimeye dikkat çeker miydi? Dost doğru olup olmamaktan korkan Allah’ın elçisini kocatan ayetleri her gün okuyanlar ne düşünüyorlardır dersiniz? Doğruluk nedir ki ? Dün söylediklerinin bugün tersini yapmak doğruluk olmasa gerekir. Yetimin hakkını gözetmemek, akraba ziyaretlerini kesmek, alışverişte muhatabı kandırmak, verilen görevi hakkıyla yapmamak, helal- haramı gözetmemek doğruluk olmasa gerekir. Bugün küslükler en fazla akrabalar arasındadır. İnsanlar tanımadığına küsmüyorlar, akrabalarına, dostlarına küsüyorlar. Gördükleri muamele karşısında hayal kırıklığına uğrayanlar birbirlerine selamı sabahı kesiyorlar.Toplumda bu olayların artması güvensizliği tetikliyor, insanları insanlardan uzaklaştırıyor.
Peygamberimiz Buyuruyor ki;
“Kıyamet kopmazdan önce karanlık gece kıtaları gibi fitneler olacak. Bu karışıklıklar içinde kişi mümin olarak sabahlayıp kâfir olarak akşamlar, mümin olarak akşamlayıp kâfir olarak sabaha çıkar. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık karşılığında dinlerini satarlar.” (Tirmizî 2196)
Bugün eğer akşama kadar Allah, peygamber kelimelerini ağzından düşürmeyenlere, alnı secdeli dili dualı insanlara güvenilmiyorsa bunun müsebbibi kimdir? Herhalde ateistler, başka dine mensup olanlar değildir. Hiç kaçmaya gerek yoktur, konuşmalarını ayetlerle, hadislerle süsleyip te yaptıklarını Allah ın adaletine yamamaya çalışanlardır.
Efendimiz buyuruyorki; Müslüman; insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. (Tirmizî)
Müslüman olarak bildiğimiz insanların elinden ve dilinden ne kadar eminiz? Yaptığımız işler karşısında karşımızdaki insanlar bizlere ne kadar güveniyorlar? Müslümanlar kendi aralarında ne kadar adiller? Bu sorulara vereceğimiz cevabı derin derin düşünmemiz gerekir sanırım. Gavur dediğimiz gayrımüslimler kadar çalıştırdığımız işçinin alın terini hakkıyla veriyor muyuz? Müslüman olmakla övünüyoruz ama, birbirimize anlattığımız örnekler neden hep gayrımüslimlerin memleketinden?
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
Amelleri Tihame dağı kadar büyük olan nice topluluklar vardır ki kıyamet günü haşredilecekler ve cehenneme atılmaları emredilecek.
Ashâb-ı kiram,Namaz kıldıkları halde mi ya Resulallah? diye sorunca şöyle devam etti;
Evet bunlar namaz kılarlar, oruç tutarlar, geceleri çok az uyurlardı. Ama kendilerine azıcık bir dünyalık arz edildi mi dört elle sarılırlardı. (Irakî, Muğni lll. 204)
Namaz kıldığı halde başkasının hakkını gaspeden, menfaati için söylenmedik yalan bırakmayan, menfaati olduğu için yalancı şahitlikten korkmayan, iş yerinde çalışmamak için bahaneler üreten, Komşusunun mağduriyetinden zevk alan
müslümanların durumu tamda bu hadise uymuyor mu?
Hazreti Ali(r.a) dan rivayet edilen bir hadisi şerifte, Peygamber Efendimiz Buyuruyorki ;Ümmetim için müminden ve kafirden korkmam.Mümini imanından dolayı ALLAH korur, kafiri ise küfrü sebebiyle zelil eder.Fakat sizden her biriniz için korktuğum, dili alim, kalbi münafık olandır.Hoşunuza gideceği söyler, fakat hoşunuza gitmeyecek şeyleri yapar.
Bu hadisi şerif aslında her şeyi anlatmaya yetiyor.Kafir açık ve net olarak küfrünü belli eder, hakiki mümin ise bir güneş gibidir.Efendimiz dili alim, kalbi münafık olanlara dikkatimizi çekiyor.Gerçektende günümüz insanı konuşurken harika konuşuyor.İnsanları dinlerken hani derler ya ağzından bal damlıyor, tamda bu deyime uyuyor.Hak diyor, adalet diyor, sabır diyor, ahret hesabı diyor, haram-helal diyor,etik diyor,ahlak diyor ama yaptıkları söyledikleri ile uyuşmuyor.
Hazreti mevlana diyor ki; öğüt verecek insana değil, örnek olacak insana ihtiyaç var.Fetva veren çok olur, ama takva ile yaşayan zor bulunur
Etrafımızdaki insanlara baktığımızda ne kadar da çok bilgisi olanlara rastlıyoruz.Ama yaptıkları ile anlattıkları tezatlarla dolu.Bu durum insanın insana olan itimadını yok ediyor.Çok bilen çokta önemli değil, bildikleri ile yaşayan olmaktır önemli olan.






Yorum bırakın