Bir belgeselde kartalın yuva kurup yumurtlamasından yavruların yumurtadan çıkmasını, yeni yumurtadan çıkan yavru kartalları annelerinin beslemesini izlemiştim. Anne kartal yavrularını beslemek için av buluyor,avını getirip yavrularının ağzına koyarak besliyordu. Bir süre böyle devam ettikten sonra anne kartal yavrularının bulunduğu yuvasının üzerine birkaç metre yükselerek kanat çırpıyor, tekrar yavrularının yanına konuyordu. Yavrular dikkatle annelerini takip ediyor yuvalarında kanatlarını açıp kapatarak annelerini taklit ediyorlardı. Ama bir türlü anneleri gibi uçamıyor, beslenmek için gerekli avlarını yakalayamıyorlardı. Biraz daha büyüyüp kanatları uçmaya müsait hale geldiğinde anne kartal yuva üzerinde uçma gösterisini daha da artırıyordu. Yavru kartallar ağacın dalındaki yuvanın kenarından aşağıya bakıyor ama uçmaya cesaret edemiyorlardı. Sonunda anne kartal burnu ile yavrularını iterek uçmaya zorlamaya başladı. Derken bir yavru düşmemek için kanatlarını çırpıp başka bir dala konmayı başardı. Sonra diğer yavru kartal aynı hareketi yaptı. Birkaç gün sonra ise yavru kartallar da anneleri gibi süzülerek uçmaya, avını yakalamaya başladılar. Anne kartal, Rabbimizin verdiği kabiliyet ölçüsünde yavrularına lazım olan uçma ve avlanma davranışını böylece öğretiyordu.
Her canlı neslini devam ettirme mücadelesi veriyor. Ormanların korkulu kralı aslan yavrularını büyütürken bir şefkat meleği olabiliyor. Yavrularına hayatta kalma yollarını öğretiyor, avlanma talimleri yaptırıyor.
İnsanlarda, neslini devam ettirmek için aile kuruyor, bin bir meşakkatle de olsa anne ve babanın ortak eseri olan yavrularını büyütüp yetiştirmek için çaba sarf ediyorlar. Büyütmek ile yetiştirmek aynı anlama gelmiyor. Eğer bir çocuğun biyolojik ihtiyaçları karşılanırsa bir şekilde çocuk büyüyor. Ama yetiştirmek çok farklı, yetiştirmek büyütmekten daha zor ve daha özen istiyor.
Eğitim yukarıdaki kartal örneğinde de olduğu gibi ailede başlıyor. Hatta anne karnında başlıyor. Hamile iken annenin beslenmesi, bulunduğu ortamlar, dinlediği müzikler, okuduğu Kur’an-ı kerim çocuk üzerinde etkiye sahip. Hamile iken annenin psikolojisi çocuğu etkilerde dünyaya geldikten sonra etkilememesi mümkün mü?
Yüce Allah, Kur’ân da “Ey iman edenler, kendinizi ve aile halkınızı yakıtı taş ve insanlar olan ateşten koruyun!” (Tahrîm, 66/6) buyururken, çocukları dünyevî ve uhrevî hayata hazırlamanın önemli bir mesuliyet olduğuna işaret etmiştir. Keza Allah Resûlü de, “Bir baba evlâdına güzel edep ve ahlâktan daha üstün bir miras bırakmış olamaz.” (Tirmizi, Birr 33) ve “Çocuklarınıza ikram edin ve onları güzelce terbiye edin.” (İbn Mâce, Edeb 3) buyurarak bu vazifenin asla ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır.
Her şeyden evvel düzenli bir aile ortamına sahip olmak gerekiyor. Çocuğun yetişeceği birinci ortam olan aile ortamı ideal ise birinci engel aşılmış, değilse ilk engelde tökezlemişiz demektir. Günümüzde aile kurumunun çok ciddi tehlike altında olduğunu görüyoruz. Sağlam nesillerin yetişeceği ilk ortam olan aileyi oluşturan anne ve babaların birbirlerine olan sevgi saygıları her geçen gün daha kırılgan hale geliyor. Evlenirken verilen sözler, gösterilen sevgi davranışları eşlerin egoları yüzünden hemen bitebiliyor. Boşanma hadiseleri her gün artıyor, bin bir emekle kurulan yuvalar sudan bahanelerle dağıtılabiliyor. Boşanma hadiselerinin cehaletten olduğunu sanmayınız, eğitim görmüş kariyer sahibi eşlerde de boşanma artıyor. Anne adayı kızlarımızın, baba adayı erkeklerimizin eğitim seviyesini artırırsak bilinçli nesiller yetişecek diye beklerken birde baktık ki onlar da boynu bükük çocuklar katmaya başladı toplumumuza. Boşandıktan sonra çocuk eğer anne ile kalıyorsa baba şefkatinden, baba ile kalıyorsa anne şefkatinden mahrum olarak hayatına devam ediyor. Çocuk için baba ve annenin rolleri çok farklıdır. Hiç bir baba anne rolünü, hiçbir annede baba rolünü oynayamaz çocuğuna karşı.
Boşanma hadiselerindeki artışa TUİK verilerinden bir bakalım. Son beş yılın istatistikleri şu şekildedir.
Yıl Evlenen sayısı Boşanan sayısı
2011 592.775 120.117
2012 603.751 123.325
2013 600.138 125.305
2014 599.704 130.913
2015 602.982 131.830
2016 594. 493 126.164
2017 569.459 128.411
Rakamlar ortada, boşanma olayı hız kesmeden devam ediyor.
Başbakanlık aile ve sosyal araştırmalar genel müdürlüğünün 2009 yılında yaptığı boşanmış eşler üzerindeki araştırma bulguları da çok ilginç. Farklı illerden seçilmiş 1200 boşanmış eş ile yapılan görüşmeye dayalı araştırmada boşanan eşlerin eğitim durumları şu şekilde olmuş:
Okuryazar olmayan:0,4
Okur yazar olan:0,9
İlkokul mezunu:% 19,3
Orta okul mezunu:%12,2
Lise mezunu: % 40
Önlisans mezunu:% 8,7
Lisans mezunu: %17
Lisans üstü mezunu:%1,9
Boşanan eşlerin % 66 sı lise ve üniversite mezunu. Boşanma ile çocuklar, bir kanadı kırık kuş gibi kalıyorlar. Çocuk akşam eve geldiğinde ya evin meleği olan anne yok, yada evin güven kapısı baba yok. Bir huzur kalesi olması gereken evde çocuğun psikolojisi bozuluyor.
Sevgi, merhamet, küçüğe sevgi, büyüğe saygı, komşuluk adabı, akraba ziyaretleri, bayramlarda sılayı rahim, gibi temel insani değerler önce ailede öğrenilir. Bu değerler anlatılarak değil, yaşanarak öğrenilir. Düzenli bir aile ortamının olmadığı ailelerde çocuk bunları nasıl öğrenecek? TUİK’in yapmış olduğu 2014 yılı yaşam memnuniyeti araştırmasında erkeklerin en çok mutluğu olduğu yer%77,3 ile aile ortamı iken kadınlarda ise bu oran%69,3 olmuş.
Evlerimizi mutluluk merkezi haline getirmek çok da zor değil. Eşlerin biraz fedakarlığı, birbirlerine karşı toleranslı yaklaşımı, evleri özlenen yer haline getirebilir. Aynı anne-babadan olan iki kardeş bile birbirleri ile anlaşmada zorlanırken, farklı aile ortamlarında yetişmiş iki kişinin her konuda yüzde yüz anlaşması mümkün mü? Elbette farklı fikirler olacak, ama fikirler dayatmaya dönüşmemeli. Evlilik birazda tahammül istiyor, sabır istiyor. Erkekler bilmelidirler ki kadınlar ince düşünceli, zarif, nazik, alıngan ve estetik anlayışları yüksektir. Kadınlarda bilmelidirler ki erkekler biraz kaba, ince düşünemez, ilk bakışta ayrıntının farkında olamaz, kadınlar kadar tertipli, düzenli değillerdir.
Anne ve babaların çocukları olmadan çocuk eğitimi üzerine yazılmış kitapları okumaları, iyi bir çocuk yetiştirmek için çok faydalı olacaktır. Bu alanda yazılmış çok güzel kitaplar bulunmaktadır.“ Evde okul, okulda kalite” kitabının yazarı Ahmet MARAŞLI diyor ki. “Çocuğu yetiştirmek için yapabildiğin kadar, önce kendini yetiştir. Bir çiçeği bile yetiştirmek için o işin inceliklerini bilmek gerekirken, yaratılmışların en kıymetli ve en kompleksi olan insanı yetiştirmek için de o işin inceliklerini öğrenmek gerekmez mi?” Çocuk yetiştirme işini ciddiye alırsak, yetiştireceğimiz çocuklarımız da bize göz aydınlığı olacaktır inşallah. Anne ve babalara, çocukların yetişmesi için ne yapıyorsunuz? diye sorduğumuzda “elimizden geleni yapıyoruz” oluyor çoğunlukla. Peki gerçekten de elimizden gelenlerin ne olduğunu hiç düşündük mü? Mesela akşamları 1 saat televizyonu kapatıp çocuğumuza masal okumak, ona şiirler okumak çok mu zordur? Birçok anne baba çocuğuyla ilgilenmek yerine çocuğu televizyonda çizgi film izlemeye yönlendiriyor.
Hazreti Ali efendimiz “ çocuklarınızla 7 yaşına kadar oynayın,15 yaşına kadar arkadaş olun,15 yaşından sonra istişare edin.”diyor. Çocuklarımızla ne kadar haşır neşir olursak çocuklarımız o derece mutlu olurlar, ruh dünyaları ona göre gelişir.
Çocuğun yaşına göre gelişim özelliklerini bilmek, yaşından kaynaklı davranış özelliklerini bilmek ona yaklaşımımızı pozitif etkileyecektir. Çocuğu tanımak, ilgi ve yeteneklerini keşfetmek için sürekli izlemek gerekir. Yeteneklerini ortaya çıkarmaya imkan tanımak, büyürken üstün yönlerini iyi tespit etmek gerekir. Mesela bir enstrüman çalabilmek için çocuğun eline enstrüman vermek, onu denemesine fırsat tanımak gerekir. “ Ağaç yaşken eğilir” diye bir atasözümüz vardır. Küçük yaşlarda çocuğun baskın yeteneklerini tespit etmek yeteneğini zirveye taşımada ona zaman kazandıracaktır. Çocuklarımızla oynamak, onu dinlemek, ona kitap okutmak, yüksek sesle şiirler okutmak, hatta evde basit tiyatrolar sergilemek onun eğilimlerini tanımamıza yardım edecektir.
Çocuklar sadece anne ve babalardan öğrenmezler. Evde varsa ağabeylerden ablalardan, komşu çocuklarından, okulda arkadaşlarından da sürekli bir şeyler öğrenirler. Sokak, mahalle, okul çocukların öğrenme alanlarıdır. Çevre dediğimiz bu alanların etkisi çocuğun yaşı büyüdükçe daha da artar. Hatta ergenlik dönemi ile birlikte çevrenin etkisi anne-babayı da geçer. Kendini beğendirme davranışları, çevresinde ilgi odağı olma istekleri bu dönemde artar. Aynanın karşısında uzun zaman geçirmeler, saçlarını ilgi çekici yapmalar bu dönemde kendini gösterir. Anne –baba yaş özelliklerini bilir, çocuğuna ona göre yaklaşırsa onunla arkadaş olabilir. Aksi takdirde çocukla cebelleşmeler başlar, çocuk evden uzaklaşabilir. İşte anne babanın çocuk yetiştirme konusunda donanımlı olması bundan dolayı çok elzemdir.
Çocukla iletişimimiz de çok önemlidir. Evdeki konuşmalar, izlenen filimler, okunan kitaplar çocuğumuzla iletişimimizde etkilidir. Özellikle gördüğüm bir yanlışı burada ifade etmek isterim. Bazı annelerin çocuklarına “annem bakar mısın, annem sana diyorum” diye seslendiklerini duyuyorum. Kurduğumuz cümlelere dikkat etmeliyiz, çocuğumuza annem diye hitap etme yerine daha uygun cümleler kurmalıyız. Onlar bizim annemiz değil, evladımızdır.18 yaşındaki delikanlı oğlumuza bebeğim diye hitap etmekte bir o kadar yanlış ifadedir. Baba-Anne gözünde evlat hep çocuktur ama onlara söylenen sözlerinde psikolojisi üzerinde ciddi etkileri vardır.
Çocuklarımıza yaşlarına uygun yapabilecekleri işleri yaptırmak gerekir. Sorumluluk almalarına imkan tanıyarak onların özgüvenlerini geliştirmek anne babaların mesuliyetindendir. Kız çocuklarımıza yaşlarına göre ev ve mutfak işeri, erkek çocuklarımıza ise evde tamirat, tadilat, boya, basit elektrik işleri vb yaptırmak onlara beceri kazandıracak davranışlardır. Çocuklarına hiçbir şeyi güvenmeyen aileler sonunda beceriksiz anne ve baba adayları yetiştirmiş olacaklardır. Köyde annemin söylediği bir söz vardı “kızım yaptığın bize, öğrendiğin sana” derdi. Çocuklarımıza her şeyi hazır vererek onları hem iş bilmez yapıyoruz, hem de yapılanların değerini bilmemelerini sağlıyoruz.
Her anne baba çocuklarının güzel bir insan olmasını arzu eder. Ama arzu etmek yetmez, bunun için zaman ayırmak, emek vermek gerekir. Ahmet MARAŞLI hoca “bu çağda çocuk yetiştirmek” adlı eserinde diyor ki, “çocuklarınıza zamanında zaman ayırın”. Harika bir tespit, Çocuklara 2-3 yaşında ayırmamız gereken zamanı 5 yaşında ayırsak bile zararlı çıkarız. Hazreti Ali efendimize bir kişi gelip sorar;
-Ya Ali çocuklarımızın eğitimine ne zaman başlamalıyız?
Hz.Ali: Çocuğun kaç yaşında?
-Dört yaşında
Hz.Ali: Dört yıl geç kalmışsın
Bu gün uyuşturucu tuzağına düşen çocuğu için dövünen anne ve babalar var, anne ve babasına hakaret eden hatta döven evlatlar var. Acaba bu çocukların o hale gelmesinde anne babaların hiç mi sorumluluğu yok? Çocuklar doğduğunda hiçbir kötü davranışı bilerek doğmazlar. Onun yaptıkları sonradan öğrendikleridir. Ya aileden, ya okuldan, yada sokaktandır. Tabi günümüzün en büyük sokağı interneti de unutmamak gerekir. Kötü alışkanlıkların hemen hepsi de arkadaş ortamlarında kazanılır. Çocuklarımızın arkadaş çevresini iyi takip etmeli, zarar verecek arkadaşlarından uzaklaştırmalıyız. Peygamber Efendimiz Hadisi şeriflerinde buyuruyorlar ki: “Kişi dostunun dini üzerinedir, öyleyse her biriniz kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin” Bu hadis, arkadaşlığın ehemmiyetine dikkat çekmektedir. O kadar ki, arkadaşlar birbirine ciddi tesirlerde bulunabilirler. Arkadaşlık neticesinde “din”le ifade edilenitikad, âdet, siret, ahlakgibi hususlarda benzemeler meydana gelmektedir
Sonuç olarak, aile çocukların birinci ve en önemli eğitim merkezidir. Anne ve babalar da çocukların ilk mürebbileridir. İkinci eğitim merkezi olan okul da çok önemli bir paya sahiptir ama biz sadece aile boyutuna dikkat çekmek istedik. Savaşların hiç durmadığı, insanların manadan çok maddeye değer verdiği, köleliğin çağdaş misyonuyla devam ettiği, güçlünün zayıfı ezdiği, insana bir araba kadar değer verilmeyen, hazdan ve hızdan zevk alarak mutlu olmaya çalışan insanların yaşadığı çağımızda insanlığın yüzünü güldürecek, yüksek insani değerlerle dolu, söylediği ile amel edecek bir nesil yetiştirmek için sağlam bir aile yapısı gereklidir. Dünyayı yaşanabilir kılacak, hakkı tutup kaldıracak, ayaklarının üzerinde durabilecek, sevgi, saygı, merhamet, diğergamlık gibi insani değerlerle bezenmiş, zamanı kullanmasını bilen, tarihini öğrenen, ecdadına düşman olmayan, bu dünyanın ebedi değil gelip geçici olduğunu unutmayan, her yapılanın hesabının görüleceği bir din gününe inanan, bir nesil yetiştirmek emek ister, ciddiyet ister, fedakarlık ister.
Sağlam ve ideal nesil, sağlam ve güçlü ailelerde yetişecek gençlerden teşekkül edecektir.






Yorum bırakın