ÖĞRETMENİN ÖĞRENCİYE YAKLAŞIMI

Meslek erbabı ham maddeyi alıp onu çeşitli aşamalardan geçirerek ürüne dönüştürür. Mesela, bir marangoz ahşabı keserek, yontarak, kesip parçalara ayırarak, o parçaları tekrar bir plan dahilinde bir araya getirip monte ederek bir masa, dolap, sandalye hatta kaşık, tepsi vb onlarca, yüzlerce insanların istifade edebileceği eşyaya dönüştürür. Marangoz, hangi eşyayı hangi ahşaptan yapacağını bilmeden, kullanacağı ahşabın özelliklerini tanımadan rastgele kullanacağı ahşap ile her eşyayı yapamaz, isterse dünyanın en maharetli ustası oldun. Çünkü yeryüzünde birbirinden farklı özelliklerde yaratılmış binlerce ahşap vardır. Kimisi serttir, kimisi yumuşak, kimisi kırılgandır, kimisi sağlam, kimisi uzun yıllar deforme olmazken kimisi hemen deforme olabilir. Kimisi ses titreşimlerini iyi iletirken, kimisi iletmez. Mesela her ahşaptan bağlama enstrümanı yapılamaz,  bağlama ustalarının en çok tercih ettiği ağaç türü maun, dut, kestane, ardıç ve ladinmiş. Örneğimizde olduğu gibi her meslek ustası önce amaca en uygun hammaddeyi ve özelliklerini iyi tanımalıdır.

Öğretmenlik mesleğinin de elbette en önemli ve ilk adımı öğrenciyi tanımakla başlar. Çocuk diğer meslek  ustalarının kullandığı hammadde gibi bir varlık ta değildir. Eğitimin girdisi de çıktısı da insandır. İnsan diğer varlıklardan daha farklı özelliklerde yaratılmıştır. Ona şekil vermek, eğmek, bükmek ahşap gibi, demir gibi de değildir. İnsanın kandan, etten, kemikten başka birde ruhu vardır, onu anlamak kolay şey değildir.

Bir öğretmen, önce eğitiminden mesul olduğu çocuğu iyi tanımalıdır. Hatta ailesini de tanımalıdır. Sabah sınıfa gelen onlarca çocuğun her biri farklı ailelerden gelmektedir. Ailenin geçim durumu, eğitim durumu, kültürel seviyesi, sosyal çevresi, adetleri, gelenek ve görenekleri, inançları, dünyaya bakış açıları, hayata bakış açıları çocuğun eğitiminde çok büyük bir yere sahiptir. Her ne kadar örgün eğitim okulda başlasa da çocuk okula gelmeden de aileden, çevreden ciddi bir eğitim almış durumdadır. Eğitim ve öğretim sadece okulla sınırlı bir olay da değildir. Evde, sokakta, düğünde, bayramda, parkta, piknikte kısacası hayatın her alanında eğitim öğretim devam etmektedir. Günümüzde bilgi kaynaklarının alabildiğine çoğaldığı, çeşitlendiği bir dünyada yaşıyoruz. Öğretmen sınıfta çocuğa yaklaşırken tüm bu faktörleri göz önünde tutmalıdır. Çocuğu tanımak için onunla bire bir iletişim kurmanın yollarını aramalı, onunla başa baş geçireceği zaman oluşturabilmelidir.

Çocuğun anne babası yaşıyor mu?

Maddi durumları nasıl?

Anne baba ne iş yapıyor?

Anne baba birlikte mi, ayrı mı?

Kaç kardeşi var?

Sağlık durumu nasıl? Herhangi bir kronik rahatsızlığı var mı?

Çocuğun mizacı nasıl? Hangi öğrenme metoduna daha uygun bir yaratılışa sahip?

Çocuğun hayalleri neler? Hayallerinin gerçekleşmesi için hangi yolları kullanacağını biliyor mu?

Çocuğun yetenekleri, ilgi alanları nedir?

Öğretmen bunlar gibi onlarca sorunun cevabını öğrenmelidir ki çocuğu tanısın. Günümüzde nüfusumuzun % 93 ü şehirlerde yaşamaktadır. Şehir yaşantısının getirdiği zorluklara karşı öğretmenin kişisel çözüm arayışları mutlaka olmalıdır. Parçalanmış aile sayısı her geçen gün artmaktadır. Bir çok öğrenci ya anne yanında babadan ayrı, ya baba yanında anneden ayrı büyümek durumuyla karşı karşıyadır. Parçalanmış aile de büyüyen çocuklar tek kanadı kırık kuş gibidirler. Evlerinde doya doya anne baba sevgisini tadamamaktadırlar. Bu çocuklarda ciddi güven problemleri ortaya çıkmaktadır. Psikolojik olarak güçlü olmak için huzur dolu evler de büyümek gerekir. Bir öğretmen eğer eğitmeye çalıştığı çocuğun bu durumlarını bilmezse sınıfta ciddi problemler yaşaması kaçınılmaz olacaktır.

Öğretmen aile hakkında ne kadar geniş bilgi sahibi olursa işi o kadar kolaylaşır. Ailenin beklentileri, yaklaşımları bilinmeli, çocuğun kaabiliyetleri aile ile istişare edilmelidir. Aileler genellikle çocuğunun gerçek kapasitesini kabul etmeme eğilimindedirler. Kirpi yavrusunu pamuğum diye severmiş, misali anne babalar çocuklarının gerçek yeteneklerini tanıma ve kabullenme konusunda yanlış tutum takınmaktadırlar. Yüce yaradanımız her insana farklı bir baskın meziyet bahşetmiştir. Öğretmen en önce çocuğun üstün yönlerini ortaya çıkarabilmelidir. Çocuğun zayıf ve üstün yönleri uygun bir üslupla aile ile paylaşılmalıdır.

Öğretmen alanında sürekli kendini yenilemelidir. Öğrenme araçları çok hızlı değişmekte, öğretmen bilgi kaynağı olma hususunda geçmişe göre çok geriye gitmiştir. Artık çocukların çoğu henüz ilkokul birinci sınıfa başlamadan bilgisayar, telefon kullanabilmektedir. Merak ettiği her şey hakkında öğretmenden önce ve daha çeşitli şekillerde bilgi sahibi olabilmektedirler. Hatta birinci sınıfa başlamadan okuyup yazabilmektedirler.

Günümüzde maddi imkanların artması, maddi birçok problemi çözerken manevi ihtiyaçları çözememektedir. Çocuk yaşta tüm arzuları karşılanan çocukların büyüdükçe ne ile tatmin olacakları bilinememekte, tatmin olamama duygusu ciddi davranış bozuklukları doğurmaktadır. Öğretmen bu hususta aile ile ciddi iş birliği yapmalı, çocuğun istek ve arzularına fren konulmalıdır.

Öğrenme ile eğitim aynı şey değildir. Sigara içmenin insan vücuduna zararları hakkında bilgisi olmayan insan neredeyse hiç yoktur, onu bilerek sigara içmeme davranışı gösterilirse bu eğitim olur. Öğretmen, sadece sınıfta bilgi aktaran değil, öğrencilere rol model olmalıdır. Sınıfta söylediklerini hayatında yaşamayan öğretmenin sözlerinin tesiri de olmayacaktır. Öğretmen ideali anlatırken, sıradan yaşarsa sınıfta da başarılı olamaz. Örneğin, bir öğretmen anne babanın önemini, aile olmanın gerekliliğini anlatıp da kendisinin evlenmemesi, sigaranın zararlarını anlatıpta sigara içmesi çocukta güvensizlik duygusu ortaya çıkaracaktır.

Öğretmen giyimiyle, kuşamıyla yaşantısıyla rol model olmalıdır.

Öğretmenlik mesleği sevgi mesleği, tahammül mesleği, temsil mesleğidir. Çocuğu sevmeyen, çocuk davranışlarına tahammül edemeyen öğretmen başarılı olamaz. Öğretmen yerine göre çocuğun saçını taramalı, burnunu silmeli, yakasını paçasını düzeltmelidir. Öğretmen sağlam bir ruh yapısına sahip olmalıdır.

Öğretmen sınıfta adil olmalı, her çocuğa gereği kadar bireysel ilgi gösterebilmelidir. Eğitimci yazar Ali Erkan KAVAKLI’nın bir sözü var,” gönlüne giremediğiniz çocuğun beynine giremezsiniz.” Şehir hayatında öğretmenin öğrenci ile okul dışında bir araya gelebileceği ortamlar bulunmamakta, öğretmenin öğrenciyi tanımak için bireysel olarak ilgileneceği zaman bulunamamaktadır. Teneffüs saatlerinde sıkıntısı olabileceğini tahmin ettiği öğrencinin koluna girerek onu dinlemeli, ona yardım edebileceği hususların olup olmadığı tespit edilmelidir.

Öğretmen ders işlerken anlattığı konu ile günlük hayat arasında mutlaka bağ kurabilmelidir. Anlatılan konunun gerçek hayatta ne işe yarayacağı mümkünse somut örneklerle müşahhas hale getirilmelidir. Kalıcı öğrenme böyle sağlanır.

Öğretmen ders anlatırken konuyla ilgili fıkralarla dersi daha çekici hale getirebilir. Bu hususta çocuklara da fıkra anlatması için fırsat vermelidir.

Öğrenciye değer vermeli, onlara büyük insan muamelesi yapmalıdır. Kendine değer veren insanları öğrenciler daha çok sever, sevilen öğretmenin dersi zevkli hale gelir, öğrenme kolaylaşır.

Öğretmen sınıfta öğrencisine mümkün olduğu kadar söz hakkı vermeli, öğrencinin kendini ifade etmesine fırsat tanımalıdır. Kendini ifade edebilen öğrencilerde özgüven duygusu artar, özgüveni artan öğrencide sağlam kişilik inşası gerçekleşir.

Sınıf ortamında öğrencinin başarıları, olumlu davranışları, yaptığı bir hayırseverlik, gösterdiği bir centilmenlik karşısında övülmeli, takdir edilmelidir. Takdir edilmek her insanın hoşlanacağı insani bir meziyettir. Takdir gören çocukta başarma isteği, azmi güçlenir. Örneğin, katıldığı bir yarışmada derece almış bir öğrencinin bayrak törenlerinde tüm arkadaşlarının önünde övülmesi, ödüllendirilmesi çocukta müthiş bir tekrar başarma arzusu doğuracaktır.

Çocuğun yeteneğini keşfetmeli, yeteneğini topluluk ününde icra etmesine fırsat vermelidir. Özellikle akranları arasında diğer arkadaşlarının beceremediği bir enstrüman ile mini konser verdirmek, tiyatro yeteneği güçlü olan çocuklara arkadaşları önünde küçük gösteriler yaptırmak, sınıflar arası, okullar arası spor müsabakaları düzenlemek çocuğun sosyal ve ruhsal gelişimine büyük katkı sağlayacaktır.

Yorum bırakın

Ben Rafet Fener,

35 yıldan fazla süren eğitim camiasında edindiğim tecrübelerimi, merak ve ilgi alanlarım ile harmanlayarak yazılar haline getirdiğim bu yolcukta eşlik edin.

Bağlantıda kalın