ZORUNLU LİSE EĞİTİMİNİN FATURASI

ZORUNLU EĞİTİMİN FATURASI: ÖĞRETMEN SINIFTA KATLEDİLDİ
İstanbul Çekmeköy’de bir lise öğrencisi Fatma Nur Çelik isimli öğretmenimizi sınıfta katletti. Öğrenci 17 yaşında. Bu öğrenci hakkında kesin bilgi sahibi değiliz, ama muhtemelen dersle, okulla arası iyi olmayan, derslerinde başarısız, çevresinde de herhangi bir iş ile uğraşmayan, ailesinin verdiği harçlık ile gününü geçiren, okula zorla gelen, ne yapacağını kendisinin de bilmediği, kendisi gibi sokak serserileri ile arkadaşlık eden, büyük ihtimalle ailesine de problemler yaşatan, çevresinde sevilmeyen, dışlanmış bir kişiliğe sahiptir.
Sabah kalktığında o gün gerçekleştireceği bir çabası olmayan, boşlukta kalmış, henüz hayatın gerçekleri ile yeni karşılaşmaya başlamış bir genç işte böyle bir sonucu topluma yaşatıyor. Halbuki bu genç akademik eğitime zorlanmayıp bir iş yerinde meslek öğrenmek için çıraklık yapabilirdi. Her sabah iş yerine gider, ustasının yanında bir meslek öğrenir, bedenen yorulur akşam da evine gelir günün yorgunluğunu çıkarabilirdi. Zorunlu eğitim kapsamında istekli isteksiz her çocuğu 18 yaşına kadar örgün eğitim içinde tutmanın bedelidir Fatma Nur Çelik öğretmenimizin başına gelenler. Bu ne bir ilk ne de son olacaktır. Son on yılda cereyan eden öğretmene saldırı haberlerini incelediğimizde şu acı olaylar karşımıza çıkıyor.
2019 yılında Gebze Atatürk Anadolu lisesi müdür yardımcısı Necmettin Kuyucu öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
2024 yılında İstanbul Eyüpsultan da bir özel okul müdürü olan İbrahim Oktugan öğrencisi tarafından silahla vurularak öldürüldü.
2025 yılında Şanlıurfa ilimizde bir veli tarafından saldırıya uğrayan Tuncay Taha Kandemir ağır yaralandı.
2025 yılında Samsun İlk adım ilçesinde Umut Deniz Mert adında bir öğretmen öğrencisinin bıçaklı saldırısına uğradı.
2024 yılında Ankara’da Sadettin Dinçer isimli öğretmen öğrencisi tarafından bıçakla yaralandı.
2025 yılında Samsun Canik’te B.Z isimli öğretmen öğrencisinin saldırısı sonucu kolu kırıldı.
Bunlar basına yansıyanlar. Basına yansımamış birçok benzer olayların olduğunu tahmin etmek zor değildir.
Peki neden oluyor, ne yapılmalıdır?
Nasıl ki müzisyen olmak, ressam olmak, sporcu olmak bir kabiliyet istiyorsa, akademik eğitim de bir kabiliyet gerektirmektedir. Her insan müzisyen, ressam, sporcu olamadığı gibi akademik eğitim de de başarılı olamaz. Zaten fiilen olamadığını da müşahede ediyoruz. Akademik eğitim sabır istiyor, güçlü çalışma motivasyonu istiyor, toplumsal disiplin istiyor.
Akademik başarısı zayıf olan öğrenciler okula isteyerek gelmiyorlar. Zorla okula gelen öğrenciler okul disiplin kurallarına uymak istemiyorlar. Özellikle lise çağlarında henüz kişiliği oluşmamış, arayış içerisindeki bu gençler kendilerini göstermek, varlıklarını hissettirmek amacıyla arkadaşlarına, öğretmenlerine kaba davranmaya başlıyorlar. Bedenen de gelişmiş olmanın verdiği güven ile zorbalık yapmaya, kavgaya meyyal oluyorlar. Çevresinde ki maddi imkanları geniş olan arkadaşlarına bakıp, kendisi bu imkanlara sahip olamıyorsa kıskanma ve onlara zarar verme eğilimine girebiliyorlar. Sosyal medya ile aşırı ilgileri gerçek hayattan koparıyor, ihtişamlı yaşantı örnekleri kısa yoldan aynı hayata kavuşma arzusu doğurabiliyor. Emek vermeden kazanma düşüncesi gençlerde her geçen gün yükseliyor. Sanal ortamlardaki gördükleri ile gerçek hayat arasındaki korkunç uçurum henüz kişiliği oturmamış, muhakeme yeteneği zayıf gençlerde şiddet duygularını körüklüyor. Özellikle büyük şehirlerde anne-babaların çalışıyor olmaları evde çocuklarına zaman ayırıp onlarla ilgilenmelerini engelliyor. Evde ilgisiz kalan çocuk-genç ya sokakta amaçsız bir şekilde kaldırımlarda, parklarda akranları ile zaman geçiriyor ya da sosyal medya denen her çeşit insanın cirit attığı bulvarda.

Peki ne yapılabilir?
Annelerin çalışma saatlerinde azaltılmaya gidilebilir. Hatta bebek büyüten annelerin sigorta primlerinin tamamı devlet tarafından karşılanarak annenin daha çok evde kalıp çocuklarıyla ilgilenmesi, çocuğun aile eğitimi alma kalitesi artırılabilir. Çocuğa temel ahlaki değerler ailede verilmelidir.
Bir araç kullanmak için kişinin ehil olup olmadığı çeşitli kurslarda eğitim alarak, sınavlara girerek başarılı olması halinde kendine verilen “ehliyet” ile kabul ediliyor. Eğer ehliyeti yoksa araç kullanması yasaklanıyor, yasak olmasına rağmen kullandığı tespit edilirse cezai müeyyideye uğruyor. Peki, fiziken evlenme yaşına gelmiş, ama anne-baba olma olgunluğuna, yeterliliğine sahip olmayan, aklen ve ruhen bir aile kurma sorumluluğunu taşıyamayacak durumda olan bir gencin evlenmesi için herhangi bir belge soruluyor mu? Araba kullanmak için ehliyet kursuna kayıt yaptırabilmek için ilk şart “sürücü olur” ibareli sağlık raporu oluyor. Sağlık raporu alamadığı için ehliyet alamayanlar mevcut.
Evlenmek üzere nikah başvurusu yapan gençlerden de sağlık raporu isteniyor. Peki siz hiç evlenmek için teşebbüste bulunup da sağlık raporu alamayan birine rastladınız mı? Ben rastlamadım, duymadım. Kendisi aklen ve ruhen yardıma muhtaç gençlerin evlendirildiğini gördüm. İşte böyle iki gencin evlendirilmesi ile bir de onların çocukları oluyor, toplumun sosyal problemlerine bile bile bir fert daha katılmış oluyor.
Okullarda arkadaşlarına, öğretmenlerine şiddet kullanan çocukların aile yapısı ciddi şekilde araştırılsa birçok hakikat ortaya çıkarılır. Üniversitelerimiz toplumun hiçbir derdine merhem olamayacak bir sürü araştırma yaparak akademik unvan dağıtıyor, işte sonuçları gerçek hayata etki edecek bir araştırma alanı.
Liselerin zorunlu eğitim kapsamından çıkarılması artık ötelenemez bir mesele haline gelmiştir. Liselerin zorunlu eğitim kapsamında olması okul disiplinine uyma problemleri yaşayan, akademik becerisi zayıf, isteksiz öğrencilerin zorla okula gelmesini sağlarken, okulda derslere odaklanamayan öğrenciler diğer arkadaşlarının da huzurlu bir ortamda ders işlemesine engel oluşturmaktadırlar. Sınıfta sınıf disiplinini sağlama görevi olan öğretmen, bu tür öğrencileri sürekli uyarmakta, sınıfta yalnız kalan çocuk dikkat çekmeye yönelmekte, öğretmene karşı gelmeye başlamaktadır.
Ülke geneli okullarımızdaki öğretmenlerimizin % 62 si kadınlardan oluşmaktadır. Bazı okullarda kadın öğretmen sayısı % 80 lere kadar çıkabilmektedir. Okul disiplin kurallarına uymak istemeyen, zorla okula getirilen lise öğrencisi fiziki kuvvetine de güvenerek kadın öğretmene karşı gelmeye çalışmaktadır. Öğretmene karşı gelme sonunda bir öğretmenin bıçaklanarak ölümüne kadar gidebilmektedir.
Sadece öğretmenler mi, bazı veliler de maalesef bu kaba davranışları sergilemektedirler.
Liselerde sınıf geçme mevzuatı yenilenmeli, gerçek bir lise formasyonu alamayan hiçbir öğrencinin sınıf geçmesine, diploma almasına müsaade edilmemelidir. Okul disiplin kurulu daha etkin hale getirilmeli, öğretmeni güçlü kılan mevzuat düzenlemeleri acilen yapılmalıdır. Liseler de güvenlik tedbirleri kapsamında okul bahçelerine giriş ve çıkışlar sıkı denetim altına alınmalı, okulun risk durumuna göre okul polisi tam gün olarak okullarda bulundurulmalıdır.
Çeşitli sivil toplum kuruluşları ortaöğretimin zorunlu eğitim kapsamında bulunmasının mahsurlarına dair bilimsel raporlar hazırlayarak kamuoyunun bilgisine sunuyorlar. Maarif platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği, İstanbul Medeniyet Enstitüsü tarafından hazırlanan ve 6 şubat 2025 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan “TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ VE ZORUNLU EĞİTİMİN YANSIMALARI” raporunda 12 yıllık zorunlu eğitim her yönüyle irdelenmiş, mahsurları objektif bir bakış açısıyla gündeme getirilmiştir.
Enstitü Sosyal isimli düşünce kuruluşu bu hususta çalıştaylar düzenleyerek zorunlu eğitimi ciddi eleştirilere tabi tutmuştur.
İGEDER ve İLKE Vakfı 31 Mayıs 2025 tarihinde zorunlu eğitimin geleceği ile ilgili bir çalıştay tertip ederek konuyu ele almış ve Çalıştay raporunu kamuoyu ile paylaşmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığı da 2025 yılı içerisinde liselerin 2 veya 3 yıla indirilmesi yönünde tekliflerinin olduğunu basında paylaşmıştır. )
Liselerin süresinin kısaltılması meseleyi çözmeyecektir. Doğru karar ortaöğretimin tamamen zorunlu eğitim kapsamından çıkartılması olacaktır. Nitekim basına yansıyan haberlere göre Milli Eğitim Bakanlığının teklifi Cumhurbaşkanlığınca geri iade edilmiştir.
Liselerin zorunlu eğitim kapsamında olması sadece disiplin problemleri ortaya çıkarmıyor. 18 yaşına kadar örgün eğitimin içinde bulunan öğrenci lise sonrası da kendini mutlaka bir yüksek öğretime gitmeye mecbur hissediyor. Lise formasyonunu bile hakkıyla alamamış binlerce genç üniversitelere gidiyor. Hemen hemen her lise mezunu bir şekilde üniversite diploması alıyor. Sonuç herhangi bir mesleği olmayan, KPSS peşinde koşan, psikolojisi bozulmuş, işsiz, mutsuz bireyler. Üniversiteye yerleşmek için bekleme sürelerini de işin içine katarak bir hesap yaparsak yaklaşık olarak bir genç 22-25 yaşlarına kadar örgün eğitimin içerisinde kalıyor. Sürekli merkezi sınav odaklı bir teorik eğitim gören gençler iş hayatıyla, meslek öğrenmeyle tanışamıyorlar.
Sadece diploma avcılığı peşinde koşan milyonlarca genç bir diploma alarak hayatını kazanmaya itiliyor. Birkaç yıl sonrasında herhalde üniversite diploması verilmeyen genç kalmayacak. Dikkat ediniz alamayan demedim, verilmeyen dedim. Çünkü biliyoruz ki lise eğitiminin gerektirdiği bilgi ve beceriyi bile alamamış binlerce genç nasıl oluyorsa bir üniversiteden mezun olabiliyor. Sonuçta toplumun farklı alanlardaki meslek erbabına olan ihtiyaç karşılanamazken, elinde diploması ile KPSS peşinde koşan milyonlar.
2024 yılında lisans düzeyinde 1.470.487 kişi, ön lisans düzeyinde 1.205.899 kişi, lise düzeyinde 1.864.867 kişi KPSS sınavına müracaat etmiş. Yani toplamda 4.541.253 kişi devletten istihdam bekliyor. Kamunun istihdam sayılarını incelediğimizde yaklaşık her yıl 60.000 ila 100.000 arası bir istihdam kapasitesi var. Peki bu kadar kamuda istihdam edilemeyen milyonlar ne olacak? İşte toplumun asıl problemi bu. İşsiz insan ne yapar? Anne- baba desteği nereye kadar? Sonuç umutsuz, mutsuz, huzursuz bir gençlik. Yapay zeka uygulamaları, robot teknolojisindeki gelişmeler zaten birçok çalışanın işini elinden alıyor. Beceriye dayalı meslekler çok daha önem kazanıyor. Tarımda, hayvancılıkta çalışacak bir ferdi yıllarca akademik eğitime mecbur etmek çok anlamsız ve zamanın boşa harcanmasından başka bir şey değildir.
Herkesin lise okumasına, üniversite okumasına ihtiyaç yok. Günlük hayatını devam ettirecek kadar okuyup yazan, ama işverenin aradığı meslek adamı olarak küçük yaşta iş hayatına karışmak çok önemli hale gelmiştir. Eğitimini gördüğü mesleği icra edemeyen yüksek öğretim mezunu kişiler daha 14-15 yaşlarında gitmesi gereken iş yerlerinde 23-30 yaşlarında çırak olup meslek öğrenmeye çalışıyor. Bunun kime ne faydası var?
Sonuç olarak, toplumumuzun sıvacıya, boyacıya, duvar ustasına, makinacıya, elektrikçiye, terziye, berbere vs ihtiyacı var. Bu meslekleri öğrenmenin yolu da 14 yaşından sonra bir ustanın yanında çırakolmakla başlar.
MESEM’ lerin de 4 yıl boyunca haftada bir gün okula gelerek lise diploması vermesi doğru bir uygulama değildir. İlla bir diploma olacak anlayışından vazgeçmeliyiz. Sen ne yapabiliyorsun? Sorusuna cevap verecek bireyler yetiştirmeliyiz. İşsizlik probleminin çözümü, elinde toplumun ihtiyaçları ile uyumlu bir mesleği olan bireylerin çoğaltılması ile mümkün olacaktır. MESEM leri eleştirenlerin eleştiri konusu doğru değildir. MESEM ler çocuk işçilik, emek sömürüsü değil, bireylerin küçük yaşta bir meslek öğrenmek için gittikleri çok önemli yerler olarak görülmelidir. MESEM lere giden çocukların çalışma şartları ciddi şekilde denetlensin, suistimal eden işletmelere çok ciddi müeyyideler uygulansın.
Okula da gerçek ilim öğrenme isteği olan, okul disiplinine uyacak çocuklar gelsin. Kutsi hadis olarak kültürümüzde yer eden bir söz var: Rabbimiz buyurmuş ki; “Ben ilmi isteyene, zenginliği istediğime veririm” İsteksiz ilim yolculuğu olmaz, olmuyor. Fakat işin içinde olmayanlar oluyormuş gibi yaparak kendilerini kandırıyorlar. Faturasını da toplum olarak hepimiz ödüyoruz.
Fatma Nur hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum. Geride kalan yavrularına ve eşine sabırlar diliyorum.
Rafet FENER

Yorum bırakın

Ben Rafet Fener,

35 yıldan fazla süren eğitim camiasında edindiğim tecrübelerimi, merak ve ilgi alanlarım ile harmanlayarak yazılar haline getirdiğim bu yolcukta eşlik edin.

Bağlantıda kalın