Bizimle İletişime Geçin : rafetfener@hotmail.com
BİZ YAPARAK VE YAŞAYARAK ÖĞRENDİK
Eğitim

BİZ YAPARAK VE YAŞAYARAK ÖĞRENDİK

Haz 8, 2026

                                 YAPARAK VE YAŞAYARAK ÖĞRENMEK

Bilgisayarın, cep telefonunun olmadığı, hatta köylerde telefonun hiç olmadığı, şehirlerde ise sayılı ailelerin sabit telefon sahibi olduğu zamanlardı. Köy okullarında kalorifer bilmezdik, sınıfımızın sobalarını nöbet usulü bizler yani 7-8 yaşlarındaki çocuklar yakardık. Sınıfımızın, koridorların, okul binasının dışındaki tuvaletlerin, okul bahçesinin temizliğini de bizler yine nöbet usulü yapardık. Yaşımız küçüktü, ama sorumluluğumuz büyüktü. Soba yakmayı okulumuzda 7-8 yaşlarında öğrendik, yaparak ve yaşayarak…

Okul bahçesinin bir köşesinde bulunan tulumbadan su çekip, tuvaletlere kova ile dökerek temizlik yapmayı, sınıfları ve koridorları el süpürgesi ile temizlemeyi, daha boyumuz süpürge kadarken okulda öğrendik yaparak ve yaşayarak…

Her sınıfın bir Temizlik kolu başkanı olurdu, sabahları ders başlamadan O ellerimizi kontrol eder, tırnakları uzun olan arkadaşlarımızı yazar, öğretmene verirdi. Bir de öğretmenimiz kontrol ederdi, ertesi gün yiğitsen uzun tırnakla okula git bakalım. Tırnak temizliği alışkanlığını yaparak ve yaşayarak böyle öğrendik biz…

Hikâye kitabı bulmak, almak bizler için çok lükstü, Köyde kitap satılmazdı, kitap ailelerin öncelikli ihtiyacı sayılmazdı. Önce ayakkabı, elbise alınmalıydı. Hikayeleri, akşam lambanın aydınlattığı odalarda büyükleri dinleyerek öğrendik. Böylece konuşanı dinlemeyi, büyüklerin yanında oturma adabını, büyüklere soru sormayı yaparak ve yaşayarak öğrendik biz..

Yılda bir kez alınan elbise ile idare etmeyi, Yeni alınan ayakkabımızı temiz tutmayı, temiz tutmazsak çabuk eskiyeceğini, uzun bir süre yırtık ayakkabı ile gezeceğimizi iyi bilir, ona göre hareket ederdik. Tutumlu olmayı biz yaparak ve yaşayarak öğrendik…

Okuldan çıkınca ya ahıra gider hayvanlarımızın yemini verirdik, ya da büyüklerimizin arkasından saman çuvalı taşırdık. Ahırı temizlemeyi, hayvanlarımızı beslemeyi, onları dağlarda otlatmayı, yani üretmeyi, üretimin değerini ve kıymetini yaparak ve yaşayarak öğrendik biz…

Tarlada çalışan aile büyüklerimize azık götürürdük, götürdüğümüz yemekleri dökmeden götürmeyi 9-10 yaşlarında bir sorumluluk olarak hissedip sorumluluğumuzu yerine getirmeyi yaparak ve yaşayarak öğrendik biz…

Oyuncak satıldığını duymadık, oyuncaklarımızı elimize aldığımız bıçakla yontarak kendimiz yapardık. Şekerpancarını yontarak traktör yapmayı, ona yine pancardan teker yapmayı, tahtadan araba yaparak sokaklarda oynamayı yaparak ve yaşayarak öğrendik biz…

En çok oynadığımız oyunlardan biri de bilye oyunuydu. Saatlarca sokakta bilye oynardık, arkadaşımızın bilyesini vurduğumuzda onu biz kazanırdık. Mesafe tahminini, bilyemizi atarken ne kadarlık hızla atarsak onu vurabileceğimizi, hedefe nişan almayı yaparak ve yaşayarak öğrendik biz…

Daha 12 yaşında traktör sürmeyi öğrendik. Tarlada lastiği patlayan traktörümüzün lastiğini orada söküp tamir etmeyi öğrendiğimizde gücümüz lastiğe zor yeterdi. Köyde lastik tamircisi yoktu, hemen herkes bu işin ustası olmuştu yaparak ve yaşayarak…

Köyde ekmek satılmazdı, ekmek yapma işi annelerimizin işiydi. Henüz 12-13 yaşındaki kız kardeşlerimiz hamur yoğurur, fırında ekmek yapmayı öğrenirdi yaparak ve yaşayarak…

Giydiğimiz kıyafetlerin markasını bilmezdik. Tek geçerli marka vardı yeni olması, yırtığı, söküğü olmamasıydı. Kıyafeti giyenin kıyafetten değerli olduğunu, kumaşın markasından daha önemlisinin davranışlarımızın marka olması olduğunu öğrendik yaparak ve yaşayarak…

Köyden ilçeye ortaokul, lise okumaya giderdik. Kilometrelerce yolu yağmurda, çamurda, sıcakta binlerce kez yürürdük, servis nedir bilmezdik. Kilo almamayı, sağlıklı yaşamayı ta çocukluktan yaparak ve yaşayarak öğrendik biz …

İlçedeki okulumuza yetişebilmek için sabah erkenden kalkmayı, akşam erkenden yatmayı, okul çıkışında ilk işimizin ödevlerimizi yapmak olduğunu çok küçük yaşlarda öğrendik. Çünkü o zamanlarda ortaokul, lise zorunlu değildi ki. Sadece istekliler eğitim yoluna devam eder, isteksizler hemen yolun kenarına bırakılırdı. Kutsi hadiste söylenen “Ben ilmi isteyene, zenginliği istediğime veririm” mesajını henüz 12 yaşında öğrenmiştik. Ya köyde tarlada toprakla, hayvanlarla uğraşacaktık, ya da Allah’ın ilminden cüzler olan matematik, coğrafya, Edebiyat gibi ilimlerin bahçesinde güller koklayarak ilim sahibi olacaktık. Zorlama yoktu, sadece iradeyi kullanmak vardı. Medeniyet yolunun ilim tahsilinden geçmekte olduğunu, köyde lamba ile otururken şehirde elektrikle aydınlatmanın üstünlüğünü görerek ve yaşayarak öğrendik biz..

İlçedeki ortaokula kayıt olmuştuk, ailemiz köydeydi, bize 2 odalı köhne bir ev kiralamışlardı babalarımız. Aynı yaştaki arkadaşımla bu evde kalacaktık, ortaokul okuyup adam olacaktık. Henüz 12 yaşındaydık, yemeklerimizi yapacak, sobamızı yakacak, evimizi temizleyecektik. Hepsini de yaptık, imkansızlıklar insanı daha da becerikli yapıyormuş. Daha 12 yaşında verilen harçlıkla idare etmezsek aç kalacağımızı yani ekonomiyi iliklerimize kadar yaşayarak öğrendik biz…   

Daha sayısız örnekler….

Ya şimdi nasıl öğreniyor çocuklarımız?

Hep biz anlatıyoruz, onlar dinliyorlar, ya da dinliyor yapıyorlar. Söylediklerimiz bir masal kadar bile etkilemiyor onları. Çünkü imkânsız değiller ki arayış içerisinde olsunlar da yapsınlar ve yaşasınlar. Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında. Okula giderler, çantalarını anneleri, babaları taşır. Okuldan çıkarlar servis kapıda bekliyor. Ödevleri anneler- babalar yapar zaten.  Yemekler mi, çeşit çeşit, o yemezse biz yanına taşırız. Yine yemezse zorla ağzına sokarız.  Sabahları kahvaltıya gerek yok, okulda tost alır, zaten kahvaltı yapmayı da istemiyor. Derslere düzenli çalışmak mı? Onların yerine derste çalışır anneler, ellerinden gelse sınavlara anneler-babalar girecek. Sokağa çıkıp oynamazlar, zaten oynamasını da istemez anneler. Hem sokakta üstü başı toz olur, hem de sokaktaki çocuklar çirkin şeyler öğretirler. Evde bilgisayarda oynarlar, telefonlarla oynarlar. Eve ekmek mi alınacak, daha o 12 yaşında alamaz ki. Hadi babası sen alda gel. 15 yaşındaki çocuklar soğan bile soyamaz hale geldiler. Evde çayları koyamaz onlar, dökerler halılar kirlenir. Onlar bulaşık yıkayamaz, makine var. Onlar yemek yapamazlar, zorda kalırlarsa dışarda yerler. Onlar her kıyafeti giyemezler, marka olacak, markasını anne-babalar bilemez, en iyi markayı onlar bilirler. Onlar düğme dikemezler, terzi ne güne duruyor.

Tamamen akvaryumda yaşayan balıklar gibi. Hayatı nasıl öğrenecekler?

Bir Cevap Yazın

Rafet Fener sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin