DOĞUM BORÇLANMASI ANNELERİ AYIRIYOR
DOĞUM BORÇLANMASI ANNELERİ İKİYE AYIRIYOR, BU AYRIM GİDERİLMELİDİR
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son yıllarda aile kurumunun güçlendirilmesi, doğurganlık oranlarının artırılması ve nüfus yapısının korunması amacıyla önemli politikalar geliştirmektedir. Bu kapsamda 2025 yılı “Aile Yılı” ilan edilmiş, ardından 2026-2035 dönemi “Aile ve Nüfus On Yılı” olarak belirlenmiştir. Devletin en üst düzeyinde yapılan açıklamalarda, aile kurumunun korunmasının ve çocuk sahibi olmanın teşvik edilmesinin stratejik bir hedef olduğu vurgulanmıştır.
Ancak aileyi ve anneliği destekleme amacı taşıyan mevcut sosyal güvenlik mevzuatında önemli bir eşitsizlik bulunmaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 41. maddesi uyarınca kadınlara her çocuk için iki yıla kadar doğum borçlanması hakkı tanınmaktadır. Fakat bu haktan yalnızca doğumdan önce sigortalı olarak tescili bulunan kadınlar yararlanabilmektedir. Doğum öncesinde sigortalı olmayan, ancak çocuk yetiştirme sorumluluğunu üstlenen milyonlarca anne ise bu haktan tamamen mahrum bırakılmaktadır.
Oysa annelik görevi, kadının doğumdan önce sigortalı olup olmamasına göre değişmez. Çocuk dünyaya getirmek, büyütmek ve topluma faydalı bireyler olarak yetiştirmek, hem aileye hem de ülkeye yapılan en büyük katkılardan biridir. Bugün devletin nüfus politikalarının temel amacı da çocuk sahibi olmayı ve aile kurumunu desteklemektir. Buna rağmen aynı sayıda çocuk yetiştiren iki anneden birinin yalnızca doğum öncesinde sigortalı olduğu için borçlanma hakkından yararlanması, diğerinin ise tamamen kapsam dışında bırakılması adalet duygusunu zedelemektedir.
Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi, benzer durumda olan kişilere benzer muamele yapılmasını öngörmektedir. Ayrıca Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir sosyal hukuk devleti olduğu belirtilmiş, 41. maddesinde ise ailenin korunması ve çocukların desteklenmesi devletin temel görevleri arasında sayılmıştır. Çocuk yetiştirme bakımından aynı sorumluluğu üstlenen anneler arasında yalnızca geçmişteki sigortalılık durumuna göre ayrım yapılması, bu anayasal ilkelerle tam olarak bağdaşmamaktadır.
Özellikle geçmiş dönemlerde çalışma hayatına katılım imkânı bulamamış, ev hanımı olarak ailesine ve çocuklarına hizmet etmiş kadınlar açısından mevcut düzenleme ciddi bir mağduriyet oluşturmaktadır. Bu anneler, yıllarca çocuk yetiştirerek toplumsal bir görev yerine getirmelerine rağmen emeklilik sisteminde bu emeklerinin karşılığını alamamaktadır. Oysa doğum borçlanmasının amacı yalnızca prim tamamlama değil, aynı zamanda annelik nedeniyle çalışma hayatından uzak kalınan sürelerin telafi edilmesidir.
Devletimizin 2025 yılını “Aile Yılı”, 2026-2035 dönemini ise “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan ettiği bir dönemde, çocuk yetiştirmiş tüm anneleri kapsayacak daha adil bir doğum borçlanması sisteminin oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Doğumdan önce sigortalı olma şartının kaldırılması veya belirli koşullar altında esnetilmesi; hem aileyi güçlendirme politikalarına katkı sağlayacak hem de yıllardır çocuk yetiştirmiş milyonlarca annenin haklı beklentilerine cevap verecektir.
Sonuç olarak, 5510 sayılı Kanun’un 41. maddesinin yeniden düzenlenerek doğum öncesinde sigortalılığı bulunmayan annelerin de doğum borçlanması hakkından yararlanabilmesi sağlanmalıdır. Böyle bir düzenleme, sosyal devlet ilkesinin, eşitlik anlayışının ve aileyi koruma hedefinin doğal bir gereği olduğu gibi, devletimizin aile ve nüfus politikalarıyla da tam bir uyum içerisinde olacaktır.

